Yaşam savunucuları ise yıllar önce insanlar tarafından doğaya terk edilen bu hayvanların bugün bir tehdit gibi sunulmasına sert tepki göstererek, “Sorunun kaynağı atlar değil, onları kaderine terk eden anlayıştır” diyor.
Ayvacık’a bağlı kırsal bölgelerde yaşayan yılkı atlarıyla ilgili yerel basında yayımlanan haberler, bölgede yeni bir tartışmayı beraberinde getirdi. Çiftçilerin tarım arazilerine girdikleri, yem depolarına zarar verdikleri ve su kaynaklarını tükettikleri öne sürülen atlar için “kontrol altına alınmalı” çağrıları yapılırken, hayvan hakları savunucuları bu yaklaşımın tehlikeli bir sürecin başlangıcı olabileceği uyarısında bulundu. Bölgede yıllardır özgürce yaşayan bu hayvanların bir anda “başıboş” yaftasıyla kamuoyuna sunulmasının bilinçli bir algı oluşturduğunu savunan çevreler, benzer örneklerin geçmişte farklı türler üzerinde de yaşandığını hatırlatıyor.

Uzmanlara göre bugün “yılkı” olarak adlandırılan bu atların önemli bir bölümü, geçmişte yük taşımacılığı, tarım işleri ve kırsal ulaşım için kullanılan hayvanlardan oluşuyor. Teknolojinin gelişmesiyle ekonomik işlevini yitiren bu hayvanlar, sahipleri tarafından doğaya bırakıldı ve yıllar içinde Kazdağları’nın sert doğasına uyum sağlayarak yarı yabanıl bir yaşam kurdu. Hayvan davranışları üzerine çalışan uzmanlar, bu atların saldırgan değil; aksine insanlardan uzak durmayı tercih eden ürkek canlılar olduğuna dikkat çekiyor. Buna rağmen yalnızca ekonomik zarar üzerinden değerlendirilerek hedef gösterilmeleri, etik tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Yaşam savunucuları, asıl meselenin atların varlığı değil, insanın yarattığı plansızlığın sonuçları olduğunu vurguluyor. Bir zamanlar insan emeğinin taşıyıcısı olan bu canlıların bugün ekonomik yük olarak görülmesinin vicdani bir çöküş anlamına geldiğini ifade eden aktivistler, çözümün toplama, sürgün ya da itlaf olmadığını belirtiyor. Bölgede bağımsız veterinerler, ekolojistler ve yerel halkın katılımıyla bilimsel bir çalışma yapılması; atların popülasyon yoğunluğu, göç yolları ve yaşam alanlarının tespit edilmesi gerektiği savunuluyor. Ayrıca tarım alanlarıyla çakışan bölgelerde şiddet içermeyen koruma yöntemlerinin geliştirilmesi gerektiği belirtiliyor.
Bir yandan bölgenin turizm tanıtımlarında özgürlüğün sembolü olarak gösterilen yılkı atlarının, diğer yandan ekonomik kaygılar nedeniyle “tehdit” ilan edilmesi büyük bir çelişki olarak değerlendiriliyor. Kazdağları’nın doğal ve kültürel hafızasının parçası haline gelen bu atların geleceği, şimdi verilecek kararlarla şekillenecek. Yaşam savunucuları kamuoyuna çağrı yaparak, yılkı atlarının hedef gösterilmesine karşı duyarlılık geliştirilmesini ve çözümün yaşam hakkını esas alan politikalarla aranmasını istiyor. Çünkü onlara göre mesele yalnızca birkaç atın kaderi değil; insanın doğayla kurduğu ilişkinin hangi vicdanla sürdürüleceği meselesi.
BALIKESİR (UHA) - SEZGİN AKKOYUN
SON YAZILAR